Elektrik Mühendisliği Eğitimine Farklı Bir Bakış
Cumhuriyet gazetesinin Bilim Teknoloji ekinde, bir meslektaşım tarafından kaleme alınan bu yararlı yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Meslektaşım Levent Kılıç, elektrik mühendisliği eğitimindeki yanlışları çok iyi tespit etmiş ve bu yanlışlara çözüm önerileri getirmiş.
ÜNİVERSİTE VE SONRASINDA ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ SORUNLARI
Bu yazımı özel sektörde, kamuda, üniversitelerde, ve diğer yerlerde çalışan meslektaşlarımızın yaşadığı, yaşayabileceği sıkıntıları 4 yılı araştırma görevliliğinde, 10 yılı da özel sektörde geçirmiş 15 yıllık bir elektrik mühendisi olarak yazıyorum. Görüşlerim şahsıma aittir ve çalıştığım yerleri bağlamaz.
Elektrik-Elektronik Belirsizliği
Üniversitelerin elektrik-elektronik fakültelerinde, elektrik, elektronik, elektrik-elektronik, elektronik-haberleşme, haberleşme, kontrol, otomasyon gibi bölümler bulunmaktadır. Piyasa uygulamalarında özellikle elektrik-elektronik çıkışlı mühendislerin, bütün bölümlerin imkanlarından yararlandığı ve bu konularda da yetkilendirildiği görülmektedir. Bu uygulama piyasada eşitsizlik yaratmaktadır.
Elektrik mühendisliği eğitimi, Amerika ya da İngiltere örneklerinde olduğu gibi, temelde 4 yıl boyunca elektrik-elektronik mühendisliği şeklinde verilmeli ve sonrasında derecelendirmeye göre +2 yıl güç, enerji, elektronik, kontrol, otomasyon, haberleşme, vb. bölümlere ayrılmalıdır. Tıp fakültelerinde uygulanan yöntem ve uzmanlık, mühendislik eğitiminde de uygulanmalıdır. Uzmanlığını almayan bir elektrik mühendisinin, belli bir seviyenin üzerinde yetkisi ve sorumluluğu olmamalıdır.
Üniversite ve Lisans Üstü Eğitimi
Elektrik-elektronik temelini oturttuktan sonra, hatta şu anki sistemde bile, adı aynı olan bölümlerin, ders programları da aynı olmalıdır. Örneğin, aynı bölümde olmasına rağmen, 50 ders alan bir X üniversitesi öğrencisi ile 40 ders alan bir Y üniversitesi öğrencisinin yoğunluk katsayıları aynı değildir ve bu da mutlaka bitirme notlarına etkiyecektir. Daha sonrasında ise bu durum gerek yurt içi ve gerekse yurt dışı sınavlarında adaletsizlik yaratmaktadır.
Üniversite sonrası eğitimde her üniversite, her bölüm ayrı değerlendirme yapmaktadır. Örneğin 2007 değerlerine göre, elektrik-elektronik alanında doktora yapabilmek için Boğaziçi Üniversitesi 70, İTÜ elektrik 85, İTÜ elektronik, bilgisayar 65, Kocaeli Üniversitesi 55, Tübitak Gebze YTE 70, vb. gibi ALES puanları istemektedir. Burada daha bilim aşamasında dahi ciddi bir sıkıntı vardır. ÖSS puanlamasında elektronik ve bilgisayar bölümlerinin çok altında olan İTÜ elektriğin neden bu kadar yüksek bir puan açıkladığı anlaşılamamıştır. Diğer yandan, örneğin BÜ, ÜDS sınavını kabul etmemekte, özellikle TOEFL istemektedir. Üniversitelerin lisans sonrası puanları da yine ÖSS gibi olmalı ve böylece her okulun kişisel uygulamalarından vazgeçilmelidir. Bu uygulama ile ayrıca başarılı öğrencilerin, en iyi okullara yönlendirilmesi de mümkün olacaktır.
Üniversitelerin keyfi uygulamalarına son vermek için, gerek bilimde ve gerekse dil sınavlarında ÖSS puanı baz alınmalıdır. Her okul bir kontenjan bildirdikten sonra, alınan puana göre üniversiteler ve bölümler seçilebilmelidir.
Ayrıca daha lisans tercihlerinde bile bu fark nasıl oluşmuş anlaşılamamıştır. Örneğin, Boğaziçi Üniversitesi’nin Elektrik-Elektronik Bölümü, ders programlarında hiç olmamasına rağmen, yüksek gerilim, elektrik tesisleri, elektrikle tahrik, modern fizik, aydınlatma, vb. gibi derslerde İTÜ elektrike göre aşırı mı üstündür? Yine puanlama bakımından, örneğin İTÜ, YTÜ’den daha mı üstündür? Bölümler meslekler bakımından değerlendirilip, tercih edilmesine rağmen, belirleyici dil eğitimi mi olmaktadır? O zaman bitirince neden herkes, çok farklı dersler görmelerine, ya da görmemelerine rağmen aynı etikete sahip olmaktadır?
Anadolu Üniversitesi’nin Açık Öğretim Fakültesi’nde, bütün derslerin, uygulamalarının, testlerinin, vb. olduğu bir internet sayfası vardır. Bu uygulama, örgün öğretim yapan diğer okul ve bölümlerinde de olmalı ve öğrencilerin kişisel ve mesleki gelişimleri bu yolla da sağlanmalıdır. Çoğu üniversite hocasının basılı bir ders, problem, vb. notlarının olmaması bu durumun aciliyetini ortaya koymaktadır.
Mühendislik bilimlerinde de tıp fakülteleri yapısında bir uygulamaya geçilmelidir. 4 yıllık eğitimin ne kadar yetersiz olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir. Bir uzman doktora gösterilen güven ve saygı, meslektaşlarımıza da gösterilmeli, dahası bu saygı bilgi ile hakedilmelidir. Daha sonra da mecburi görev olmalıdır. Dileyen pratisyen mühendis olarak kalabilmelidir.
Üniversite kazanan ve 2. ya da 3. sınıftan ayrılan bir kişi mesleksiz ve niteliksiz duruma düşmektedir. Aslında bu kişinin liseyi bitirip de, meslek yüksek okulunda okuyan kişiden bir eksiği yoktur, hatta fazlası vardır. Bu nedenle MYO bitirme sınavına girmeye hakkı olabilmelidir. İlk 2 yıllık eğitim de en azından temel bilgilerin de uygulamalı öğretildiği dönem olmalıdır.
Özel üniversitelerin puanlama sistemleri adaletsiz görülmektedir. Arada çok fazla puan farklarına rağmen, her okulu bitiren aynı değere sahip olmaktadır. Eğer, bölümlere giriş kriteri zeka seviyesi ise, bu bir çelişki yaratır. O zaman bölümlerin belki değişik adlar altında yapılandırılması gerekir.
Özel ve Kamu Sektörü
Devlet kurumlarından ve üniversitelerden özel sektöre her kademede, ancak özellikle yönetici düzeyinde ve emekliliklerini hak etmiş kişiler transfer olmaktadır. Bu piyasanın gelişmesi için bazen faydalı da olmaktadır. Ancak, emeklilik hakkını almış mühendisler aslen emeklilik maaşlarını baz aldıkları için, piyasada çok çok düşük ücrete çalışmaktadır. Bu da hem yeni iş arayanları ve hem de asgari yaşam şartlarını aşağılara çekmektedir.
Üniversite eğitimleri piyasa talepleri doğrultusunda olmalıdır. Ülkemizdeki ve dünyadaki mühendislik gelişmeleri, bizleri üretim alanından daha çok, uygulama yönüne çekmiştir. Ancak, üniversitelerin aynı doğrultuya çekilemedikleri görülmektedir. Artık teknisyen–mühendis yetiştirilmesi yolunda da çalışılmalıdır. 8 yıl boyunca yanımda 10 üniversite, 13 meslek yüksekokulu ve 8 de meslek lisesi öğrencisi staj yapmıştır; bunlara bitirme ödev ve projeleri için gelenler dahil değildir. Burada Boğaziçi, İTÜ, YTÜ, KOÜ, SÜ öğrencilerini baz alıp, değerlendirirsek, konuların teorik ve pratik anlaşılması ÖSS puanlarıyla doğru orantılı, ancak uygulama bakımından ters orantılı olduğu gözlemlenmiştir.
Elektrik mühendisliği artık piyasada teknisyenlik düzeyinde ve hatta daha da düşük bir seviyede kullanılmaktadır. Örneğin, bir ilanda sadece Autocad kullanan bir elektrik mühendisi arandığı belirtilebilmektedir. Bunun anlamı, çizecek ve imzalayacak bir mühendis demektir.
Yüksek lisans ve doktora programına öğrenciler alınırken, özellikle yeni bitirenlerin sınavları kazanma şansları daha yüksek olmaktadır. Hatta üniversite sınavına yeni girmiş biri ALES sınavına alınsa, üniversiteyi bitirenlerden daha yüksek puan alacaktır.
Oysaki, okulu daha yeni bitirmiş bir öğrencinin, ne piyasa uygulamaları, sorunları, talepleri konusunda bilgisi vardır, ne de bunları özümseyip, çözümleyecek kapasitesi. Bu nedenle teorik ve pratik yüksek lisans ve sanayi doktorası şeklinde uygulamalar olmalıdır.
Piyasada çoğu projenin yanlış hesaplandığı, yanlış olmasına rağmen onaydan geçtiği, böylece hem hesaplarda ve hem de yatırımlarda ciddi sıkıntılar olduğu görülmektedir. Bu nedenle öğretim görevlileri ve odalar eşliğinde, proje örnekleri oluşturulmalı, piyasada bireysel hatalar, kişiye uygun projeler, vb. ortadan kaldırılmalı, işler standartlaştırılmalıdır. Böylelikle mühendislerin yeni alanlarda da birçok şey öğrenmeye fırsatları ve zamanları olacaktır.
Okulu bitiren bir mühendis hemen imza yetkisini kazanabilmekte ve bunu da kullanabilmektedir. Bu nedenle de piyasada bazen mühendislikten çok, imza yetkisi öne çıkmaktadır. Yeni mezun bir mühendis de daha ne olduğunu anlayamadan birçok şeye imza atabilmektedir. Örneğin, 5 milyar dolarlık bir nükleer tesis kuracaksınız ve bir elektrik mühendisi çalıştırmak zorundasınız. En kolayı, yeni bir mühendisi en az ücretle istihdam etmek olacaktır. Teknik altyapı, bilirkişilik, vb. önemli olmayacaktır.
Mühendisliğin, aynı iş güvenliğinde olduğu gibi, bence YÖK ya da eşdeğer kurumlarca düzenlenen bir seviyelendirme sınavı olmalı ve bu da işlevsel olarak uygulanmalıdır. Örneğin A, B, C, vb. kişilerin gerek meslek odalarında, gerek üniversitelerde, gerekse de başka şekillerde kendilerini yönlendirmeleri, geliştirmeleri, piyasaların buna dönük zorunlu uygulamaları olmalıdır. Bu sınavların ve belgelerin bir dönemi olmalı, kişiler mevcut yetki ve yeterliliklerini sürekli çalışarak arttırmalıdır. Ayrıca hiç mühendislik yapmamış biri dahi, eğer yönetici ise, tüm projeleri imzalayabilmektedir. Bu yeterlilikle, mühendis mi yönetici mi diye bir ayırt edebilme olanağı doğacaktır.
Ülkemizde kayıt dışı birçok yabancı mühendis çalışmaktadır. Bunların engellenmesi ya da bizim yurt dışındaki çalışma kriterlerimize çekilmeleri gerekir.
Öğretim Üyesi Faktörü
1950 kuşağının, özellikle İTÜ öğretim üyelerinin çok üretken olması, yüzlerce eseri literatüre kazandırmıştır. Bu da bilim dilinin oluşmasına ve piyasada da aynı dilin kullanılmasına imkan sağlamıştır. Ancak tüm bu üretkenlik ve çalışkanlıklarına rağmen, kendilerinden sonra bu akım devam edememiştir. Son yıllarda, piyasada karışık bir bilim dili, araştırmacı mühendis eksikliği, kendi dilimizde kaynak eksikliği, yabancı dilden okuduğunu kendi diline terimleriyle aktaramayan bir kuşak yetişmesine yol açmıştır. Burada dilin önemi yadsınamaz ancak kendi ana dilimizdeki okuma, anlama ve araştırma da, yabancı dilde yapılandan daha hızlı ve anlaşılır olacaktır. “Artık eskisi gibi iyi mühendis yetişmiyor” şikayeti, bu kadar imkan olmasına rağmen neden yapılmaktadır?
Yurt dışı üniversitelerde okuma imkanı elde etmiş kişilerin akademik yükselmeleri, yurt içindekilere göre çok daha hızlı olmaktadır. Oysa, ülkemiz içindeki üniversitelerde daha çok yan hizmetlerde de kullanılabilen ve elde ettikleri kazançlarıyla ar-ge faaliyetlerine yatırım yapamayan araştırma görevlileri çok zorlukla yükselebilmektedirler.
Akademik yükselme de, ÖSS sınavı şeklinde YÖK tarafından yapılmalı ve üniversite tercihleri de buna göre olmalıdır. Böylelikle hem adaletli değerlendirme ve yükselme olacak, hem herkesin seviyesi belirlenecek ve hem de ülkemizin her köşesine, nitelikli öğretim elemanları kazandırılabilecektir. Üniversite, lisans, yüksek lisans ve doktora, puanlara, bölüm puanları da daha iyi öğretim üyelerinin toplandığı yere göre belirlenecek ve daha teknik bir değerlendirme olacaktır.
Levent KILIÇ
Elektrik Yüksek Mühendisi
lkilic@sisecam.com
Kaynak: Cumhuriyet-Bilim Teknoloji
Benzer Yazılar
Yorumlar
“Elektrik Mühendisliği Eğitimine Farklı Bir Bakış” için 2 Yorum yapılmış.
Yorum Yapın





Ne yazık ki yazılanların çoğu bütün mühendislik türleri için geçerli. Mühendislik fakültesine gelen “tıfıl öğrenci” tornavida kullanmayı bilmeden geliyor, dört-beş yıl geçirip yine bilmeden mezun oluyor. Ama boşverin bunları şimdi kafaya türbanı taktık mı herşey çözülecek… :D
yazılariniz cok güzel ben yurt dısında okumak istiyorum elektrik bölümü meznuyum ve 2 yıllık tercih hakkım var onu kullanıp yurt dısında okumak istiyorum bu nasıl mumkün olur